ANKARA ANKARA - Yeni Dalga
SATIN AL

ANKARA ANKARA

                            ANKARA ANKARA EY İYİ KALPLİ ÜVEY ANA

        Bir balon bıraktım gökyüzüne… İstedim ki beni alsın ve götürsün yıldızlarıma çünkü en sıkı yerden kopuyordu zincir zihnimde. Götürsün beni yıldızlarıma, diğerinden diğerine atlayayım hatta ayaklarımı sarkıtayım istiyorum, bulutlar da yorganım olsun. Yanımda da şarap... Ve tabii ki sonbahar yaprakları taşısın kitaplarımı, Hayyam'dan Dostoyevski'ye kadar uzansın o kitaplar. Ve şarkılar olsun, rüzgâr notaları çalsın, Cohen'den başlasın Portishead'a kadar devam etsin notalar tüm zıtlıklarla. Bir de sigaram olsun elbet, hem de hiç bitmeyen. Sonra derin sohbetlere dalalım çocukluğumuzu yaşayalım aynı zamanda, tezat bu ya en derin sohbetler belki de en çocuk yanımızdır.
    Yıldızlarımla tanışıklığımızın ilk yıllarına gidelim en az yirmi sene öncesine. Doğdum, yaşayacağım günlerden habersiz, hissedeceğim rüzgârlardan, baş edeceğim dalgalardan habersiz. Belki de en önemlisi doğdum sözcüklerden öte acılardan habersiz. Evet, herkes ortak bir cümlede buluşuyordu her zaman, acıydı insanı olgunlaştıran. Ama bir şey unutuluyordu: "belki ben olgun olmak istemiyordum." Bu bana sorulmamıştı tıpkı doğmak ister misin sorusunun sorulmayışı gibi. Doğmak ister misiniz bu dünyaya? Ben buna kesinlikle evet derdim. Çünkü bir insanı daha gülümsetebilmeye, ona yeniden umudun olduğunu hatırlatmaya gücüm varsa ben bu hayatta ayakta kalmalıyım arkadaş! Kalmalıyım ki yarınlar başlasın yine birilerinin hayatında.
    Yıldızlarla koyuydu sohbet... Bir yandan şarabımı yudumluyor, bir yandan sigaramı içiyordum. Dünyaya daldım birden, bir bir insanlara bakıyordum, ne kadar da habersizlerdi birbirlerinden. Ne kadar da odaklıydılar sorunlara. Halbuki gerek yoktu perdeleri çekmeye, camları kapatmaya. Sınırlıydı zihinleri, sınırlıydı özgürlükleri. Tek bir kalıp vardı içlerinde zordu yaşamak onlara göre, kirliydi insanlar kalıplarına göre. Niye bir insan kalıplara göre insanları yadırgar ki? Neden anlayışlı gözlerle dinler gibi yapıp düşünür ki evi kilitleyip kilitlemediğini? Anlaşılır hissetmeye ihtiyacı vardı herkesin, anlaşılır gözlere, anlaşılır dokunuşlara...
    Sonra bir araba çekti dikkatimi araba yeşil bir Vosvos.  Abant taraflarında. Bu Vosvos gri bariyerler boyunca Ankara istikametine gidiyor. Yalnız ama keyifli bir yolculuk sonbahar gecesi. Tanyeri ağarmakta, bülbül-i şeydalar ötmekte, yapraklar her duyguyu yansıtan renkte sallanmakta. Güzel olan bu tabloyu derinine inceledim. İçinde bir adam elleriyle ritim tutuyor direksiyonda, çalan şarkı Man of The Hour, Pearl Jam'dan... Yan koltukta birkaç şişe boş bira, ve küllükte yanan bir sigara. Ve yolculuk "hüznün neşesine" Ankara'ya. Hemen balonumla iniyorum ön koltuğa ve sigaramı yakıyorum, şu kelimeleri sıralıyorum: "merhaba yabancı, yolculuk boyu sana Ankara'yı anlatabilir miyim?" şaşkın gözlerle bakıp bana şu cümleyi kuruyor: "hüznün neşesine bir başkasıyla yolculuk yapmamıştım, kulağa hoş geliyor." Gün ağarırken yolumuzdaki gri bariyerlerin sonu bizi Kafka Bar'da yolculuyor.
Bir balon bırakın insanlara, bir de tabi ki kendinize. Hoşluklarla kalın, özgür kalın.         Rüzgarınız bol olsun…

                                                                                                    Nilay TANYERİ
ANKARA ANKARA ANKARA ANKARA Reviewed by Muammer Kökçü on Kasım 24, 2017 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.